SPOR HABERLERİ

Tümünü Göster
Son Güncelleme:

YAZARLAR

Anketimiz Katılın

2012´de ekonomi nasıl olur?
21 Kasım 2011
   |    Sonuçları Göster

GÜNCEL

Tümünü Göster
Son Güncelleme:

Meme Kanseri ve Beslenme

20 Şubat 2012 14:56

Meme Kanseri ve Beslenme

İnsanın büyümesi, sağlığının korunması ve geliştirilmesi için gerekli olan enerji ve besin öğelerinin her birinin bireyin gereksinimi kadar alması ve vücutta uygun şekilde kullanılmasına "Yeterli ve Dengeli Beslenme" denir. Oysa beslenme karnını doyurmak gibi algılanmaktadır. Yaptığımız beslenme yanlışları kanserin tetiklenmesine neden olmaktadır .
Peki nedir bu yanlışlar?
1. Yüksek oranda yağlı beslenmek

Özellikle görünmeyen yağların fazla tüketilmesi risk taşır. Et , süt , yoğurt gibi doğal ürünlerde bulunan yağlar kan kolesterol düzeyini arttırdıkları gibi akciğer, kolon, rektum, meme ve prostat kanser riskleri artmaktadır. Yanmış yağ tüketimi hem kanserojen maddelerin hem de bazı kanser ilerletici maddelerin alınması ile hem de vücutta hücrelere zarar veren serbest radikallerin alınması ile kanserojen etki gösterir. Bunun dışında sağlıklı olduğu bilinen zeytinyağı, ayçiçek , soya yağlarının bile gereğinden fazla kullanımı kilo alımını arttırdığı gibi olumsuz etkilerini de gösterir.

2. Sebze ve meyveden sınırlı beslenmek

Sağlıklı bireylerin günlük vitamin ve mineral gereksinimler içi 3-4 porsiyon meyve , 2-3 porsiyon da sebze tüketmesi gerekir. Ayrıca A,C,E vitaminleri ile beta karoten, likopen, polifenoller gibi flavonoidler vb. antioksidan vitaminlerin ve bileşiklerin yetersiz alınması kanser riskini arttırabilir.

3. Az posalı beslenmek

Günlük lif ihtiyacı ortalama 25-30 gram kadardır. Türk toplumu ortalama 15 gr. kadar lif tüketmektedir. Diyet posası, kanser yapıcı veya kimyasal zehirli bazı maddelerin bağırsaklardan atımını kolaylaştırarak ve bağırsaktaki yararlı bakterilerin çoğalmasını sağlayarak kanseri riskini azaltır . Günlük ihtiyacımız olan sebze ve meyve tüketiminin yanında haftada en az 3 kez baklagiller tüketilmelidir. Ekmek seçimleri de tam buğday , çavdar , tam tahıllı ekmeklerden yana olmalıdır.

4. Yanlış pişirme yöntemleri

Kızartma veya yüksek ısıda ızgara yöntemleri besinlerin vitamin-mineral değerlerinin kaybolmasına neden olduğu gibi kimyasal kanser yapıcıların oluşmasına neden olur. Bu nedenle daha düşük ısıda fırın veya haşlama yöntemleri tercih edilmelidir.

5. Sigara ve alkol

Sigara ile birlikte alınan alkol kanser riskini birkaç kat artırmaktadır. Ayrıca alkol kanserden korunacak şekilde beslenmeyi de olumsuz etkilediğinden kanser riskini artıran maddeler arasında yer almaktadır.

6. Gıda katkı maddeleri

Gıda katkı maddeleri besinin bileşimindeki besin öğelerinin kaybını önlemek, besin kalitesini ve sağlamlığını sürdürmek, besinin raf ömrünü uzatmak, tat, koku, yapı ve görünüşünü geliştirmek amaçları ile kullanılan, besinin yapısında bulunan veya kimyasal olarak yapılıp besine ilave edilen maddelerdir. Özellikle salam, sosis, sucuk gibi et ürünlerinin raf ömrünü uzatmak için koruyucu katkı maddesi olarak kullanılan nitrit ve nitrat tuzları, doğal veya yapay antioksidanlar, renk vericiler, yapay tatlandırıcılar dikkatli kullanılması gereken katkı maddeleridir.

Yukarıda belirtilen beslenme yanlışlarının düzeltilmesi gerekir. Bunu yalnızca kanser hastaları değil tüm sağlıklı bireyler de uygulamalıdır. Bu düzenlemelere ek olarak aşağıda belirtilen vitamin veya desteklerin alınması büyük yarar sağlar.

Antioksidan kaynakları düzenli alınmalıdır. A , C , D , E vitaminlerinden zengin besinlerin daha çok tüketilmesi gerekir.

A Vitamini : Enfeksiyonlara karşı korur ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Kanserde kotruyan bir vitamindir, kanser yapan maddelerin etkisizleştirilmesinde önemli rol oynar. Karaciğer, süt ve süt yağı, yumurta sarısında bulunmaktadır. A vitamini günlük gereksinmenin çok üstünde alınırsa vücutta zehirlenme etkisi gösterir . Bu nedenle tablet şeklinde alınıyorsa doktorun önerdiği doz aşılmamalıdır.
Koyu yeşil, sarı, turuncu, kırmızı renkli sebze ve meyvelerde ise karotenoidler bulunmaktadır ve vücutta retinole dönüşerek A vitamini etkinliği gösterirler. Karotenlerin en iyi kaynakları, havuç, kayısı, yeşil sebzeler, domates, bal kabağı, portakal ve greyfurttur. Karotenoidler vücutta oluşan ve dışardan alınan kanser yapıcı maddeleri etkisizleştirerek kanserin oluşumunu önlerler. Karetenoidlerden biri olan likopen domateste bulunan vitamin A benzeri bir bileşik olup meme kanseri riskini azaltmaktadır

C Vitamini : Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Enfeksiyonlara karşı direnci artırır. Antioksidan özelliği ile hücreleri serbest radikallerin yıkıcı etkilerine karşı korur. Bazı zehirli maddeleri etkisizleştirerek kanser engelleyici etki gösterir. Özellikle sigara içen kişilerde C vitamini gereksinmesi çok daha fazladır. C vitamininden zengin sebze ve meyveler kuşburnu, tere, roka, maydonoz ve diğer yeşil yapraklı sebzeler, yeşil sivri biber, karnabahar, portakal, limon ve greyfurt gibi turunçgiller, domates, çilek ve patatestir.
Hassas bir vitamin olduğu için hazırlandıktan hemen sonra tüketilmelidir . Fazla pişirildiğinde C vitamini tüm özelliğini kaybeder. Bu nedenle mümkün olduğu kadar çiğ tüketilmelidir .

D Vitamini : Kalsiyum ve fosfor gibi minerallerin kemik ve dişlere yerleşmesini ve kemik diş sağlığının korunmasını sağlar. Kalsiyumun bağırsaklardan emilimini artırır. Antioksidan etki ile serbest radikalleri etkisizleştirir. Vücutta sentezlenebilmesi için cildin düzenli olarak güneşle temas etmesi gerekir. Düzenli güneşlenme ve yeterli kalsiyum alımı ile kemik kanseri riski azalmaktadır. Bu uygulama menopoz sonrası kadınlarda meme kanseri riskini de azaltmaktadır.
D vitamininin en iyi kaynakları, karaciğer ve balıktır. Süt ve süt ürünleri ile yumurta da az miktarda bulunur.

E Vitamini : Kanser oluşumunu engelleyen bir vitamindir. E vitamini bazı kimyasal kanser yapıcıları etkisizleştirerek kanserden koruyucu etki gösterir . E vitamini, başta bitkisel yağlar, fındık, fıstık, ceviz gibi yağlı tohumlar, tam tahıllar, kuru baklagiller ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunmaktadır.

Prebiyotik ve Probiyotikler : Sindirim sistemimizde özellikle bağırsaklarımızda birlikte yaşadığımız mikroorganizmalar bulunmaktadır. Bu bakteri vb. mikroorganizmalar vücudun normal bakterilerini (mikroflora) oluştururlar ve sağlığımızın sürdürülmesi için çok büyük önem taşımaktadırlar. Yapılan epidemiolojik çalışmalarda fermente süt ürünü tüketimi ile kolon ve meme kanseri gelişme riski arasında ters ilişki olduğu bulunmuştur.
Diyette lif içeren besinlerin her gün düzenli olarak tüketilmesi ve süt, yoğurt ve probiyotik maya içeren süt ürünlerinin tüketilmesi hem sağlığın korunmasında ve bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesinde, hem de kanser riskinin azaltılmasında çok büyük önem taşımaktadır.

Sarımsak ve soğan: Sülfürlü bazı bileşikler içerirler . Bu sebzelerin kansere karşı koruduğu , vücuttaki zararlı maddeleri etkisiz hale getiren enzimleri aktive ettiği , bağışıklık sistemini güçlendirdiği görülmüştür . Bu nedenle bu sebzeleri beslenmede sıkça yer verilmelidir. Mümkün olduğu kadar pişmeden tüketilmelidir.

Omega 3 Yağ Asitleri : Kanser oluşum riskini azaltmalarının yanı sıra, birçok kanser türünün büyümesini de yavaşlatmaktadırlar. Yapılan çalışmalarda beslenme , omega 3 yağ asitleri bakımından zenginleştirildiğinde akciğer, kolon, meme ve prostat dahil çeşitli kanserlerin büyümesinin yavaşladığı gösterilmiştir. Ayrıca omega 3 yağ asitleri kemoterapi ve radyoterapi gibi kanser tedavi yöntemlerinin etkinliğini ve tedaviye yanıtı artırmaktadır. Omega 3 yağ asitlerinin bir diğer olası yararı da kanser hastalığında görülen zayıflama, kas kaybı ve kaşeksiyi (aşırı zayıflama) azaltması ve önlemesidir.
Bu koruyucu ve tedavi edici etkileri nedeniyle diyette omega 3 yağ asitlerine daha çok yer verilmesi önerilmektedir. Bu amaçla haftada 2-3 kez ızgara veya buğulama olarak balık tüketilmesi, günde 2-3 adet ceviz içi veya 5-6 adet fındık tüketilmesi, yemeklerin pişirilmesinde soya veya kanola yağının da kullanılması, bol sebze ve meyve tüketilmesi ve tam tahıl ürünler ve kuru baklagillere ek beslenme planında yer verilmesi uygun olacaktır. Keten tohumu omega 3 yağ asitleri bakımından zengindir. Ayrıca bir fitoöstrojen(bitkisel östrojen) kaynağı olması sebebiyle de beslenmede yer almalıdır.

Soya Fasulyesi : Diyet posası, protein, omega 3 yağ asitleri, vitaminler, mineraller, izoflavonlar ve fitoöstrojenlerden zengin bir besindir. İnsan vücudundaki doğal östrojenler gibi davranan bazı kimyasal maddelere fitoöstrojenler denilmektedir. Soya fasulyesi önemli bir fitoöstrojen kaynağıdır. Fitoöstrojenler özellikle hormon bağımlı olan kanserlerin kontrol ve önlenmesinde önemli rol oynarlar. Meme kanseri, prostat ve testis kanseri gibi östrojenle ilintili kanserlerin oluşum olasılığını azaltırlar. Soyada genistein ve daidzein adı verilen östrojenik steroidlere benzer, zayıf östrojenik etkili izoflavonlar reseptörleri tutarak doğal östrojenle yarışırlar ve doğal östrojenlerin reseptörlere bağlanarak etki etmelerine engel olurlar.Bu mekanizma ile meme kanseri gibi hormon bağımlı kanserlerin riskini azaltırlar.
Yapılan bir çalışmada soya fasulyesi içinde bulunan genistein ve daidzeinin meme ve prostat kanseri gibi hormon bağımlı kanserlerin yanı sıra kolon kanserine karşı da koruyucu olduğu ve oluşan tümörlerin büyümesini ve ilerlemesini önlediği gösterilmiştir. Bu etkide kalsiyum ve D vitamini metabolizmasının da önemli rolü olduğu gösterilmiştir. Beslenme planlamasında soya fasulyesine de yer verilmelidir.

Brokoli, karnabahar, lahana gibi besinlerin kanser riskini azalttığı gösterilmiştir. Kanser önleyici etkileri içerdikleri glukozinat adı verilen moleküllere bağlanmıştır..Fito kimyasallar(bitkisel kimyasallar) DNA zedelenmesini baskılayan veya bloke eden enzimleri tetikler, tümör büyüklüğünü ve östrojen benzeri hormonların etkinliğini azaltarak etkinliğini gösterir.
Tüm bu bilgiler ışığında kanserden korunmak veya ilerlemesini engellemek için sağlıklı beslenme zorunluluğu görülmektedir. Özellikle daha sınırlı tüketilen sebze ve meyvelere beslenmede daha fazla yer vermek , mümkün olduğu kadar bunları çiğ tüketmek gerekir. Beslenmemizde çok yer verilen karbonhidratların(tatlı,hamur işleri,beyaz pirinç vs.) yerine mümkün olduğu kadar daha kepekli ve tahıldan zengin gıdalar tercih edilmelidir. Tüketilen yağların miktarı sınırlanmalı ve yakılarak kullanılmamalıdır . şarküteri ürünleri olarak adlandırılan salam , sosis , sucuk gibi ürünler beslenmeden uzaklaştırılmalıdır. Prebiyotik özelliği olan süt ve ürünlerine beslenmede yer verilmelidir. Ağır yağlı etlerden uzak durulmalıdır. Bunların miktarları sınırlanmalı ve fırın veya tencere gibi daha sağlıklı pişirme yöntemleri tercih edilmelidir .
En önemlisi bu beslenme alışkanlıkları hasta olmadan herkes tarafından uygulanmalıdır. Sağlıklı günler dileklerimle...

Deniz Şafak Akçayoğlu
Beslenme ve Diyet Uzmanı

Bu haber 1566 kez okunmuştur.
  Yükleniyor...